12 Eylül 2013 Perşembe

Israrla "Tatildeyim"

Tüm allem edişlerim ve kallem edişlerim sonuçlanmıştı ve artık çok ihtiyacım oldugunu düşündüğüm tatile çıkmıştım. Yine plansız programsız rezervasyonsuz ve tek başıma!

Sözüm ona tek başıma yani. 

Elimden telefon düşmüyor çünkü. Şarj bitince en yakın prizde alıyorum soluğu. O kafamdaki "ya biri arar da ulaşamazsa" sendromunu İstanbul'da bırakamadım ne yazık ki. Olsun. Yinr de biraz uzaklaştım işten güçten. (Yemediniz beni tanıyanlar, biliyorum)

Olimposa git vallahi pek güzel diyen arkadaşlarımın gazına gelip ve Antalya havalimanının en yakın liman olduğunu öğrenip biletimi aldım ve "trafik olur şimdi, erken çıkayım" şeklinde canhıraş Atatürk havalimanına koşturdum. Ama trafik olmadı. Tam 1.30 saat ucağı bekledim ve sağ salim indim Antalya'ya. 

AĞALAR BEYLER, OLİMPOS NE TARAFTA?

Sanıyorum ki havaalanından direkt dolmuş otobus vs var. Yokmuş. 4 araç değiştirerek geldim Olimpos'a. Hala kafamda "o oldu mu acaba" tadında işsel sorular var. E ilk gundem kurtulamazdı bu beyin işsel düşüncelerden diye düşündüm. Umursamadım

Neyse geldik mi Olimpos'a, geldik. Nerde kalsam? Tabii ki denize en yakın konaklama tessisinde. Otel ya da pansiyon diyemiyorum. En uygunu prefabrik kutular demek olur saniyorum. Ama kliması duşu vsvar. İyi ki var. Kapıyı açınca yuzume vuran "yıkama programı yeni biten bulaşık makinasından çıkan sıcak hava" benzeri bir welcoming içtem içe beni mutlu etti aslında. Bu henüz yaz'ın bitmediğine işaretti. O sevinçle hemen cantamı bıraktım ve denize koştum. Koş babam koş bitmedi! Turnikelerden geçip, müze kartını okutup, yaklaşık 1 km yurudukten sonra denize ulaştım. Olayyy! 

ÖLMEYEN İNATÇI ARI YAPMIŞLAR!

Artık uyuyayım dediğimde tek kişi kaldığım odamda beni birisi karşıladı. Kişi diyorum çünkü o kocaman, 38 numara ayakları olan bir arıydı! O denli devasa birşey! Havluyu elime alıp kapıyı açıp Mozambik halk dansı yaparcasına dışarı çıkmasını sağlamaya çalışıyorum ama nafile. Sanarsın "sen git, ben burda kalıcam, bana ne!" diyor. Dışardan gören "napıyo lan bu" demiştir herhalde. Elimde havlu, korkuyla kovalamaya çalışıyorum muhterem arı kişisini. Ama bu da sabır. Kendısı kaşındı. Elimdeki havlunun yerini artık terlik almıştı. İnsanım sonuçta. En barbar canlı. Odam pahasın arıya savaş açmıştım. Artık dışarıdan görenler umrumda değildi. Sadece uyumak istiyordum. Ve o 38 numara aYaklarıyla tavanda durmayı nasıl başardı bilmiyorum ama arı kişisi sabit bir şekilde tavanda durdu. Tam zamanıydı. Atış bir! Tam isabet! Ama ne fayda. Bana mısın demedı. Hatta umursamadı. Bir daha. Yok! Tınlamiyor! Oğlum bak git dediğini duyar gibi olurken bir darbe daha! Bu arada terliği fırlatmıyorum. Bildiğin kafasına kafasına vuruyorum. Hani darbelerden eminim yani. Yok!  Kimyasal silahlarımı kullanmalıyım diye düşünüp üzerine yine arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine aldığım kene ve diğer uçan haşereler için aldığım spreyden sıktım. Gelen cevap "bu dAha başlangıç. Mücadeleye devam! 

Sarhoş olan arıyı yere düşmesiyle dışarıya ittirdim ve uçtu gitti. Öldüremedim anlayacağınız. 

Bi polis kadar olamadım. Oysa hiçbirsey olamazsan polis olursun derlerdi...

UYUMADIM, BAYILDIM

Üstümle başımla uyuyakalmışım. Uyandığımda matbaasından lazer kesimcisine, grafikerinden bilmemnesine hepsi anlaşmışcasıma aramış. Ama yok. Duymadım bile. 

GRINDR BLOKLANDI MI YAW?

Engellenmeler üst üste! Zaten telefonumun akibeti belirsizken bir de tatilin bir gece öncesi cuzdanımı da düşürüp kaybeden ben bir de bununla karşılaştım. Ehliyet, bolca nakit, kredi kartı, banka kartı ve gereksiz iki adet kartvizit artık yok! Şükürler olsun ki cep bankacılığı var! Hiç sevmediğim ama zorunda kaldığım şeyi zorunluluktan yaptım. Nakit taşımak :/

ALLAAM!  ŞİMDİ NABICAĞZ?!

Sosyalleşmek de sevgili hükümet erbabları tarafından engellendi. Evet. Hem de demokratik ve özgür bir ülkede olmamıza rağmen. Sırf bu yuzden Taksimde toplanabilecek onlarca kişi tanıyorum. Ben de dahil :)

KEREVİZ SAPI VE ENGİNAR MI?

Şimdi bir teyze hayal edin. Surekli bir şekilde dantel işleyen, kasnak, yumak falan gibi şeyleri acil durum malzemelerinden üstte tutan, memelerini masaya otururken masaya koymak durumunda olan ve 1,20 boyunda. Mantı büksün, lahana haşlasın bulgur pişirsin falan dersin deme. Deme ama. 

Demek ki neymiş, şekilcş olmayacakmışsın. Dışgörünüşle karşılanan insanı falan falan falan. 

Yemek vakti geldi. Açık büfe dediler ama yalan yani. Büfede duran tabaklarda hersey hazır. Yani kişi başına bir tabağın içine seçme şansı olmadan konmuş herşey. 

İlk gün mönüde Enginar dolması, kereviz sapı ekşilemesi (truze öyle dedi valla) közde sarımsak ve bilmemne balığı buğulama vardı ve birşey söylemeliyim. Olaysın teyzecim. Eline sağlık çok güzel olmuş desiğimde de daha düşündürücü bir cevap aldım ; o kadar çer çöp yiyonuz, halen tat alabiliy musun oğul sen?

!!!

Sigara içerken, içmeyeyiö diye üzerime su fırlattığını da sonra anltıcam. 


Bu arada yazım hatalarım var biliyorum ama dönünce düzeltirim. Şimdi gizli gizli bir sigara yakayım :)




11 Nisan 2012 Çarşamba

Kulağindaki Ne?


Daha yeni gelmişiz Samsun'dan Malatya'ya...
Abuk sabuk insanlar,
bir o kadar da saçma sapan muhabbetlere maruz kaliyoruz!

Tek istedigim sey yatip uyumak ama icinde bulundugumuz sartlarda na mümkün.

Yanindaki ile ciglik atarak konusan insanlarla ayni kogustayiz ne yazik ki.

Her zamanki gibi bir cozumum vardi tabi ki...

Kulak tikaci!

Turuncu renkte, eczaneden aldigim, naylon bir kablomsu cisim ile birbirine baglanmis turuncu renkte kulak tikaclarim ile rahatlikla ve sorunsuzca uyuyabiliyordum.

Tabi, salaklikta sinir tanimayan insanlarin bolca bulundugu askeriyede bununla bile ilgili blogluk malzeme yaratan bir durum olustu.

Olay soyle gelisti (saat 02 sulari)

k: sst ssst uyan bakiyim!
ben:buyrun komutanim.
k: buyrun degil, emredin diyceğn layn!
ben: afedersiniz komutanim, bir durum mu var?
k: olm yasak bu!
ben: uyumak mi yasak?
k: anlamazdan gelme, mp3 yasak!
ben: biliyorum komutanim da, benim mp3 um yok ki?
k: var ya iste uyuya kalmissin dinlerken?
ben: yok vallahi komutanim?

adam o kadar emin ki, ben olup olmadigiindan suphe ettim. O kadar yani!

k: (Kulak tikaclarini gostererek) Bunlar ne olm!
ben: (Tikac kelimesi aklima gelmedi lanet olsun ki ve ) kulaklik komutanim? (halen saf saf konusuyorum)
k: dalga mi geciyon oglum la!
ben: (sonunda, calismasi gerektigi anda calismayan beynim devreye girdi ve) o ses izolasyonu icin, bir cesit sungerden yapilan kulak tipasi, mp3 calar ya da uzantisi degil!
k:mp3 yasak!
ben: alin takin bakalim muzik gelecek mi kulaginiza!!!
k: neyse tamam, uyu madem, inandim...

ruya gibi geldi heralde ki hemen uyuyuverdim o gece.

2012ye de boyle girdim. 2011e girisim de olayliydi

2013den umutluyum.

Bu sefer olacak!

6 Eylül 2011 Salı

Eşeğin Kıçından Bildiriyorum...

Herkesin tatildeyken yediklerini (hem gıda açısından hem halt açısından ) twitterde izlemenin verdiği gerginlik yetmiyormuş gibi, vardiyeli çalıştığım iş yerinden bir çalışan ayrıldı. Dolayısıyla bırak bayram tatilini,  hem haftalık izin yapmak gibi bir şansımız, hem de shiftlere geç gelmek gibi bir şansımız kalmamıştı... O yüzden yapılan tüm nispetler bire beş oranda canımı sıktı.

Tebrikler ediyorum.

Neyse dedik, bayram sonrası gümbür gümbür bir event hazırlamıştık.

(Yani biz öyle sanıyorduk.)

Hatta Türkiye'ye gelen bir grup için sponsor bile olmuştuk parasını verip. Event listelerinde "sponsored by" olarak yer almak için de para ödemiştik.

Facebookta gruplar kuruldu, özel web sitelerinde reklamlar verildi, bannerler flyerlar hazırlandı. Artık bu kadar çabaya karşılık olarak, arkadaşları birkaç gün öncesinden telefon açarak çağırdığımız partilerdekinden daha fazla katılım olur diye düşündük. Feci yanıldığımızı 26 kişilik katılım olunca anlamıştık. En son yaptığımız dandikten partide bile 94 kişi giriş ödeyerek gelmiş ve çılgınca eğlenmiş (abartmıyorum), ondan sonra 35 kişi de after party için anlaştığımız mekana gitmişti.

Zamanlama kötüydü. Herkes tatilde, bakın bunu yiyorum, şuradayım şeklinde tweet atmakla meşguldü.

İstanbul bomboştu kısaca.

Burdan yedik kocaman bir tokat!

Hemde en Osmanlısından, en eli nasırlısından...

Sonra çook çok sevdiğim bir arkadaşımın canının sıkılmasına, hatta canının sıkılmasından öte bana köpürmesine, benden yana hayal kırıklığının oluşmasına neden oldum. Ki aslında "o kadar da tepki göstereceğini asla düşünmezdim."

Yani,

"Beni yanlış anladı"

demek istemiyorum. Klişelerden uzak olmak fevkalade güzel bir şey. Ama gelin gelelim ifade edemeyeceğim kadar salak ve içeriği olmayan bir cümle üzerine, kendisinden duyduklarım beni şu an bulunduğum yere soktu ki buranın ortamı hiç iyi değil. (Eşeğin kıçından bahsediyorum).

Buradan bangır bangır bağırıyorum.

"Ben seni asla o tahmin ettiğin şekilde bir yere koymadım. Bir anlığına bile olsa koymadım! Koymayacağımı da çok iyi biliyor olman lazım.... Eğer koyduğumu düşünüyorsan halen, işte ben o zaman yerle bir olurum! "

Sana senin ifadenle son kez söylüyorum... "Bana hakkaten iyi geliyorsun, seninle vakit geçirmeyi seviyorum."

Daha bitti mi sanıyorsunuz?

Asla!

Bir de iş yerindeki abuk sabuk olaylar var ki, inanamazsınız!

Ancak işimle ilgili olarak buradan siz okuyucularıma seslenmek istemiyorum. Zira "herkes" okuyabilir.

Ama şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki,

Tanrı (varsa eğer) tüm canlıları Araplardan korusun...

Amin!

4 Ağustos 2011 Perşembe

Biz HD Kutu Satıcaktık Size? Neyse Özür Dileriz...

Evimde Uydunet internet paketi var. E takdir edersiniz ki, internetsiz bir evde yaşamam pek mümkün değil.

Tamam abartı gibi gelebilir ama benim "hobi olarak" yaptığım işim sürekli bir internet bağlantısı gerektiriyor. 

E her şeyi de telefonun o mercimek büyüklüğündeki tuşlarına dokunarak yapamıyorsunuz. Klavyeli geniş ekranlı bir ortam şart.

Hele bir de söz konusu mail ise, şart ki ne şart.

Neyse, 

Günlerden bir gün mahallede elektrik kesintisi yaşadık. Mahallecek şanslıyız ki, yarım saat bile dolmadan elektriğimiz geri geldi.

Ancak geri gelmeyen bir şey vardı ki, o da internet...

Modemlerin ne kadar "osuruktan nem kapan" aygıtlar olduğunu bildiğimden, prizine güç koruması zımbırtısı taktım. Hani problem asla modemde olamazdı. (Evet ilerleyen kısımda haklı olduğumu göreceksiniz).

Hemen 444-0-126 aranıp arıza kaydı verilmeliydi ki ivedilikle çözülsün...

Uygun tuşa basıldı.

Müşteri Hizmetlerindeki Bayan  (MHB)

MHB : İyi günler nasıl yardımcı olabilirim.
Ben: Merhaba, elektrik kesintisi oldu mahallemizde ve ardından internet de kesildi.
MHB: Elektrikler geldi mi ??
Ben : Evet geldi?
MHB: Kontrol ediyorum.
Ben : Neyi, gelip gelmediğini mi ?
MHB: Hayır, arıza kaydı bırakıp bırakmadığınızı.
Ben : Abone numaramı söyleyeyim o zaman. 
MHB: Kayıtlı cep telefonunuzdan aradınız sanırım OyhYeah bey, adınız sistemde görünüyor.
Ben : WAY BE!!! Peki bekliyorum. Arıza kaydı bırakıcaz sanırım.
MHB: Ne yazık ki bırakamayacağız OyhYeah bey, çünkü genel bir çalışma var bölgenizde. Sisteme düşülen nota göre 5 saat içinde giderilecek. Ondan sonra her şey normale dönecektir.
Ben: Aa iyi tamam yapacak bir şey yok, bekleyelim o halde. İyi günler.
MHB: İyi günler.

Farkındaysanız halen daha bir çemkirme, bir azarlama ya da bağırma olduğunu belirtmedim. Gayet naif ve oldukça anlayışlıyım.

Bekleyeceğiz artık bile demişim..

Bekledim de.

6 saat, 14 saat.. Yok...

Dedim uzadı heralde.

Bu esnada hafta sonuna denk geldiğinden eve pek uğrama fırsatım olmadı. Uğradığım zamanlarda da interneti kontrol etme girişiminde bulunmadım her yere aceleyle gittiğimden...

İlk aramamın üzerinden 6 gün geçmişti. Yani 144 saat.  Yani benden talep edilenden 28.8 kat daha fazla beklemiştim.

Ben!! Beklemişim! Hem de 6 gün! Elimden geleninin fazlasını bile yapmışım.

Yine aradım müşteri hizmetlerini, yine  aynı şeyi söyledi MHB. 6 ila 7 saat içerisinde bölgemdeki çalışma bitecekmiş. 

Tamam teşekkür ederim dedim kapattım.

Sonra ne yaptım. Çok zor değil tahmin etmek..

Genel müdürlüğü aradım bu sefer. Dedim

"Tam tamına 7 gündür internetim yok. Bir ayın 4te1'i eder. Arıza kaydı bırakamıyorum, çalışma varmış. Dalga mı geçiyorsunuz, bu gün o modemin lambaları yanacak, internete girilecek... O kadar!"

Cevap: Tamam abi geliyoruz.

Tam yarım saat içinde, 30 dakika dolmadan hatta, adamlar kapımdaydılar. 

Abi televizyon yok mu evde?
Yok valla, izlemiyorum.
E kablo TV aboneliğiniz var.
E kablo TV aboneliği almadan internet satmıyorsunuz ki.
Ha doğru.
Ama televizyonsuz ölçüm yapamayız.
Bal gibi yaparsınız. Yapacaksınız, zerre ilgilendirmiyor. Yahu 1 hafta oldu... 
He o zaman ölçüm aletini alayım araçtan.
Ya havle!

O apartmanın girişindeki asma kilitle kilitlenmiş, ancak tornavida kullanarak kolaylıkla açabileceğiniz kutunun içindeki zımbırtı voltaj şeysinden bozulmuş. O yani, değiştirdiler bitti... 10 dakikalarını aldı.

"E bir hafta bunun için mi bekledim ben şimdi! Hani çalışma vardı? " dediğimde;

"Abi, o bir hafta önceydi, 5 saat falan sürdü bitti" dedi..

Neyse dedim OyhYeah, sakin, boşver bak internet geldi. Gir bak ne istersen yap...

1 saat sonra telefonum çaldı ve arayan 444'lü bir kurumsal numara. 


Açtım.


MBH : Merhaba OyhYeah bey, biz Uydu Net bilmemnesiyiz. Gördüğümüz kadarıyla kablo TV abonesisiniz ve artık analog yayınlar tarihe karışmak üzere. (Salak, kendi sattığı şeyi yeren salak hemde!) Bizim de size özel ve kısa süreli bir teklifimiz olacaktı.

Ben :Eee...

MHB : HD set top box isterseniz ayda sadece bilmemkaç tl ödeyerek size sağlayabiliriz. Bu avantajdan yararlanacağınızı düşünüyorum. Ne dersiniz,

Ben : Şöyle derim;

Öncelikle çok kötü bir zamanda aradınız. Ben internet için almış bulundum kabloTVyi. Ve bir haftadır da internetimi sizin garip müşteri hizmetiniz yüzünden kullanamadım. Bir de şimdi bana bunu mu pazarlamaya çalışıyorsunuz!

MHB: Ama beyfendi..

Ben : İkinci olarak, bunu bir ay önce aradığınızda da bir hafta sürecek demiştiniz. Yemezler...

MHB: Aa şey stok...

Ben: Bir saniye, son olarak şunu söyleyim, evimde televizyon yok. Hediye edecekseniz seve seve set top boxunuzu alırım.

MHB: Benim bunlardan haberim yoktu. Rahatsızlık verdiysem özür dilerim.

Ben : Siz değil hanımefendi, kurum rahatsızlık verdi, yine de kısaca teşekkür ederim, almıyorum.

Sakinim, tatil işe yaradı...

Spor da iyi gidiyor. 

Eski ev arkadaşım da geri dönüyor Türkiye'ye.. Ooooh :)

26 Haziran 2011 Pazar

Aspirin ile temizlik.

Çalıştığım yerdeki temizlik elemanları ile muabbetim oldukça iyi. 

Kendilerini annemmişler gibi değerlendirmemi istiyorlar. Sen gurbettesin oğlum biz de senin annen sayılırız modundalar.

Çok candan ve hakiki kadınlar.

E tabi tecrübelerinden faydalanmak da lazım. Ustalıklarından da...

Mesela temizlik ile ilgili her türlü sorumu sorabiliyorum kendilerine.

Çok pratikleşti herşey onlara sorular sorup şaşırtan cevaplar almaya başladığımdan bu yana.

Mesela, duşakabini en güzel nasıl temizlerim dediğimde aldığım cevap...


  • Aspirinle.
  • Nasıl yani ? Bildiğimiz aspirin mi adı ?
  • Hee yavrum, heryerde satılıyor.
  • Aspirin. Alla alla... İlaç olan mı ? 
  • Ay evet aaa, nesine şaşırdıysan...
  • E nasıl yapıcam.
  • Alıcan aspirini sürücen köşelere falan. 
  • E sonra?
  • Beklet biraz, köpürsün kabarsın sonra su tut gider zaten.
  • Aaa iyiymiş akşama alayım da yapayım.
Saftirik ben, eczaneye gidip 3 kutu sandoz aspirini alıp duşakabinin köşelerine sürtüp öyle beklettim birkaç dakika. Sonra da su tuttum. 

Temizlik elemanının bahsettiği bu olamazdı. Yeterli temizliği sağlayamamıştım.

Ama başından beri bir yanlışlık olduğunu biliyordum.

Ertesi gün anlattığımda kadın nefessiz kaldı gülmekten. 

Meğer şundan bahsediyormuş.
Ama benim asıl mesleğim fen ve teknoloji ile ilgili olduğundan şöyle düşündüm:

Şimdi aspirinin (İlaç olan) içerisinde salisilik asit denen bir madde var. Asit sonuçta. Kadın da dediyse bir bildiği vardır. O kadar emin ve kesin konuşuyordu ki. 

Aspiriiiin aall... Aspirinle temizleeeee...

Aynı zamanda efervesan (köpüren - gazoz gibi olan) tabletler de fışırdadığından heralde iyi temizler diye düşünmüştüm.

Ver ettim sürdüm her yere aspirin.

Ama ben sordum ilaç olan mı diye. Onlara göre temizlik malzemeleri de ilaç olduğundan onayladı tabi.

Ama tabi sonucu tahmin edebiliyorsunuzdur.

Artık çok sağlıklı bir banyom var. 




Köyden Şehre İneli Tam 1 Yıl Oldu

24 Haziran 2010... 

Bihterli dizinin son bölümü başlamak üzere. Ev arkadaşı olacağım arkadaşımın evine gitmek üzere taksideyim. Kocaman valizim.

Tam "Hello Adana, ne var ne yok orda" modu yani. 

Tamam abarttık azıcık. Neyse,

Dizinin müdavimi olan arkadaşımın evine girdim ve öylece dizinin sonuna kadar izledik. Bihterin "nihayet" ölmesiyle birlikte hoşgeldin beş gittin işte burası odan vs vs...

10 Temmuzda bir arkadaşının doğum gününe gitmiştik, karaoke partisi vardı. Eğlendik şarkılar söyledik falan... Ev arkadaşımın sesi oldukça güzeldi  ve kendisi müzik konusunda bol bilgili bir insan. Şarkılar söylenirken "sosyal ağlardan birinden" tanışmak üzere olduğum kişi ile mesajlaşmam sürdü uzadı gülüşüldü mesajlarla. Ertesi gün yemek yemek üzere sözleştik. O pişirecekti.

Daha gözü açılmamış bir serçeydim İstanbuld'da (yersen).

Bu arada artık işe başlamıştım ve her gün 4 saatimi yollarda otobüslerde geçiriyordum ve bu beni içten içe yiyordu. Ama bazı akşamlar da yemekli arkadaşımda kalıyordum ki çok eğleniyorduk. Detaya girmiycem.

Gel zaman git zaman 1 sene olmuş bak :) Dün gibi aklımda eve girdiğimde kedinin bana tıslaması, arkadaşımın "Bihter ölünce" iki eli ile ağzını kapatıp ağlaması....

Tecrübelerimi paylaşayım ki çoğalsın...

1- Deveye diken insana *iken. Acı ama gerçek. Tüm ilişkileri gözlemlediğimde net bir şekilde anlıyorum. 

2-Çok fazla mütevazi olmamakta fayda var, insanlar hadlerini kaybetmekte çok başarılılar ve bu konuda bir "foton"a bile parmak ısırtabilecek derecede hızlılar.  Dahası birbirleriyle amansız bir yarış içindeler.

3-Çamur at izi kalsın artık yetersiz bir söylem. Üzerine sıç kokusu kalsın daha güçlü ve daha kullanılası bence.

4- En çok dedikoduyu kesinlikle erkekler ve erkeksiler yapıyor.

5- Bir insanın seninle ilgili bilgi edinmesi veya seni "tanıması" için seninle tanışması gerekmiyor. O veya bu seni zaten anlatıyor.

5- "Fark ettirmeden kendinden soğuttunu" düşünen insanlar var. Gayet farkediliyor canım, o kadarını yemiyoruz.

6- "İki kere 5 yazmış salak" gibi "cin göz" olmayı maharet sayanlar var. Gerçekten. Belki sen bile...

7- Büyük konuşmamak gerek. Asla kelimesini de hiç kullanmamalı. (Asla asla demem mevzusu yani.)

8- İdealizm bir yere kadar. Çalıştığın işten mutlu değilsen değiştir. Kovulana kadar bekleme. Alternatiflerini değerlendir.

9- Kesin yaparım diyene inanma, kesin yapmaz. 

10- "Canımsın yaa" diyenden kaç. Arkana bile bakma..

11- Moda diye saçma salak kıyafet giyip de "atlet üzeri ceketi" yutturmaya çalışanlar var. 

12- Kibir bir canavar gibi beklemiyor pusuda, artık harekete geçmiş saldırgan... 

13- Had ne kadar çabuk kaybediliyorsa şer de o kadar çabuk geliyor, Eklemeliydim..

14- Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer muhabbeti biraz gerçek galiba. Halen canım sıkılıyor.

15- Seninle güzel vakit geçiriyorum, görüşelim derlerse de inanma. Hep son anda işleri çıkar.

16- Eğlenceli insan ol ama insanların eğlencesi olma. 

17- Biraz bencil olmayı becer, beceremiyorsan şikayet etme. Daha fazla çaba göster. SONUÇ OLARAK BENCİL OL!

18- Çok yoğun çalışıyor olmanızdan dolayı arkadaşlarınızın düzenlediği sosyal etkinliklere katılamıyor olabilirsiniz. Bu durumda etkinliği düzenleyen arkadaşınız "sen çalış afganlı işçiler gibi" diyor, katılamamış olmanın verdiği mutsuzluğunuzu pekiştiriyorsa sadece siktir edin kendisini. 

19 -"Stylish" olmak için tunik giyemem. Kot pantolonun adı da kot pantolon... Jean demem!

20- Beğendiğiniz kişinin arkadaşı tarafından "Onu istiyorsan COOL olmalısın" denilebilir. Kimse için "mış" gibi olamıyorum onu anladım...

21- Cool değilim... 

22- Yapay zeka, doğal aptallık üzerinde bir etki gösteremiyor. 

23- Çok kullanılan yerli olmayan bir portal Türkçe'ye çevirildiği zaman inanılmaz şekilde bir kitlesel değişim söz konusu oluyor. Akıl sır ermez bir durum.

24- Demet Akalın gerçekten var.

25- Bırı canını sıktıgında somurtman ıcın 42 kas calısması gerekıyormus.elını kaldırıp bır tane yapıstırdıgında 4 kas yetıyo..bunu bıl yeter....

26- İkizler burcu insanlarına karşı nedense feci bir töleransım var. Ve yine ne hikmetse hep de karşıma onlar çıkıyor.. Sizi anlıyorum ikizlerler...

27-Söz vermek göt vermeye benzemez kelimesi de artık yetersiz. Zira ikincisini artık herkes ulu orta veriyor. Bir anlamı yok yani.

28- Sinan Akçıl'a 'şarkı söyle' diyenle, Ajdar'a 'hiperstar' diyen aynıdır benim gözümde .

29- Güneş'in altında, içi boş bozuk CD bile parlıyor. Aldanmayın insanların dış görünüşüne...

30- "Ben senin saf halini seviyordum." diyorsa da iyice bi düşüb. Türkçe meali : "oh ne güzel oynatıyordum seni parmağımda, artık yemiyorsun" olabilir. Emin olana kadar gözlem yap.

Hayatımın en güzel yazı idi :D

Ama bombok bitti.

Bu yaz çok çılgın planlarım var, yapabilirsem ne mutlu bana.


Fotolar

Camera is a responsive/adaptive slideshow. Try to resize the browser window
It uses a light version of jQuery mobile, navigate the slides by swiping with your fingers
It's completely free (even though a donation is appreciated)
Camera slideshow provides many options to customize your project as more as possible
It supports captions, HTML elements and videos.