11 Nisan 2012 Çarşamba
Kulağindaki Ne?
Daha yeni gelmişiz Samsun'dan Malatya'ya...
Abuk sabuk insanlar,
bir o kadar da saçma sapan muhabbetlere maruz kaliyoruz!
Tek istedigim sey yatip uyumak ama icinde bulundugumuz sartlarda na mümkün.
Yanindaki ile ciglik atarak konusan insanlarla ayni kogustayiz ne yazik ki.
Her zamanki gibi bir cozumum vardi tabi ki...
Kulak tikaci!
Turuncu renkte, eczaneden aldigim, naylon bir kablomsu cisim ile birbirine baglanmis turuncu renkte kulak tikaclarim ile rahatlikla ve sorunsuzca uyuyabiliyordum.
Tabi, salaklikta sinir tanimayan insanlarin bolca bulundugu askeriyede bununla bile ilgili blogluk malzeme yaratan bir durum olustu.
Olay soyle gelisti (saat 02 sulari)
k: sst ssst uyan bakiyim!
ben:buyrun komutanim.
k: buyrun degil, emredin diyceğn layn!
ben: afedersiniz komutanim, bir durum mu var?
k: olm yasak bu!
ben: uyumak mi yasak?
k: anlamazdan gelme, mp3 yasak!
ben: biliyorum komutanim da, benim mp3 um yok ki?
k: var ya iste uyuya kalmissin dinlerken?
ben: yok vallahi komutanim?
adam o kadar emin ki, ben olup olmadigiindan suphe ettim. O kadar yani!
k: (Kulak tikaclarini gostererek) Bunlar ne olm!
ben: (Tikac kelimesi aklima gelmedi lanet olsun ki ve ) kulaklik komutanim? (halen saf saf konusuyorum)
k: dalga mi geciyon oglum la!
ben: (sonunda, calismasi gerektigi anda calismayan beynim devreye girdi ve) o ses izolasyonu icin, bir cesit sungerden yapilan kulak tipasi, mp3 calar ya da uzantisi degil!
k:mp3 yasak!
ben: alin takin bakalim muzik gelecek mi kulaginiza!!!
k: neyse tamam, uyu madem, inandim...
ruya gibi geldi heralde ki hemen uyuyuverdim o gece.
2012ye de boyle girdim. 2011e girisim de olayliydi
2013den umutluyum.
Bu sefer olacak!
6 Eylül 2011 Salı
Eşeğin Kıçından Bildiriyorum...
Herkesin tatildeyken yediklerini (hem gıda açısından hem halt açısından ) twitterde izlemenin verdiği gerginlik yetmiyormuş gibi, vardiyeli çalıştığım iş yerinden bir çalışan ayrıldı. Dolayısıyla bırak bayram tatilini, hem haftalık izin yapmak gibi bir şansımız, hem de shiftlere geç gelmek gibi bir şansımız kalmamıştı... O yüzden yapılan tüm nispetler bire beş oranda canımı sıktı.
Tebrikler ediyorum.
Neyse dedik, bayram sonrası gümbür gümbür bir event hazırlamıştık.
(Yani biz öyle sanıyorduk.)
Hatta Türkiye'ye gelen bir grup için sponsor bile olmuştuk parasını verip. Event listelerinde "sponsored by" olarak yer almak için de para ödemiştik.
Facebookta gruplar kuruldu, özel web sitelerinde reklamlar verildi, bannerler flyerlar hazırlandı. Artık bu kadar çabaya karşılık olarak, arkadaşları birkaç gün öncesinden telefon açarak çağırdığımız partilerdekinden daha fazla katılım olur diye düşündük. Feci yanıldığımızı 26 kişilik katılım olunca anlamıştık. En son yaptığımız dandikten partide bile 94 kişi giriş ödeyerek gelmiş ve çılgınca eğlenmiş (abartmıyorum), ondan sonra 35 kişi de after party için anlaştığımız mekana gitmişti.
Zamanlama kötüydü. Herkes tatilde, bakın bunu yiyorum, şuradayım şeklinde tweet atmakla meşguldü.
İstanbul bomboştu kısaca.
Burdan yedik kocaman bir tokat!
Hemde en Osmanlısından, en eli nasırlısından...
Sonra çook çok sevdiğim bir arkadaşımın canının sıkılmasına, hatta canının sıkılmasından öte bana köpürmesine, benden yana hayal kırıklığının oluşmasına neden oldum. Ki aslında "o kadar da tepki göstereceğini asla düşünmezdim."
Yani,
"Beni yanlış anladı"
demek istemiyorum. Klişelerden uzak olmak fevkalade güzel bir şey. Ama gelin gelelim ifade edemeyeceğim kadar salak ve içeriği olmayan bir cümle üzerine, kendisinden duyduklarım beni şu an bulunduğum yere soktu ki buranın ortamı hiç iyi değil. (Eşeğin kıçından bahsediyorum).
Buradan bangır bangır bağırıyorum.
"Ben seni asla o tahmin ettiğin şekilde bir yere koymadım. Bir anlığına bile olsa koymadım! Koymayacağımı da çok iyi biliyor olman lazım.... Eğer koyduğumu düşünüyorsan halen, işte ben o zaman yerle bir olurum! "
Sana senin ifadenle son kez söylüyorum... "Bana hakkaten iyi geliyorsun, seninle vakit geçirmeyi seviyorum."
Daha bitti mi sanıyorsunuz?
Asla!
Bir de iş yerindeki abuk sabuk olaylar var ki, inanamazsınız!
Ancak işimle ilgili olarak buradan siz okuyucularıma seslenmek istemiyorum. Zira "herkes" okuyabilir.
Ama şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki,
Tanrı (varsa eğer) tüm canlıları Araplardan korusun...
Amin!
Tebrikler ediyorum.
Neyse dedik, bayram sonrası gümbür gümbür bir event hazırlamıştık.
(Yani biz öyle sanıyorduk.)
Hatta Türkiye'ye gelen bir grup için sponsor bile olmuştuk parasını verip. Event listelerinde "sponsored by" olarak yer almak için de para ödemiştik.
Facebookta gruplar kuruldu, özel web sitelerinde reklamlar verildi, bannerler flyerlar hazırlandı. Artık bu kadar çabaya karşılık olarak, arkadaşları birkaç gün öncesinden telefon açarak çağırdığımız partilerdekinden daha fazla katılım olur diye düşündük. Feci yanıldığımızı 26 kişilik katılım olunca anlamıştık. En son yaptığımız dandikten partide bile 94 kişi giriş ödeyerek gelmiş ve çılgınca eğlenmiş (abartmıyorum), ondan sonra 35 kişi de after party için anlaştığımız mekana gitmişti.
Zamanlama kötüydü. Herkes tatilde, bakın bunu yiyorum, şuradayım şeklinde tweet atmakla meşguldü.
İstanbul bomboştu kısaca.
Burdan yedik kocaman bir tokat!
Hemde en Osmanlısından, en eli nasırlısından...
Sonra çook çok sevdiğim bir arkadaşımın canının sıkılmasına, hatta canının sıkılmasından öte bana köpürmesine, benden yana hayal kırıklığının oluşmasına neden oldum. Ki aslında "o kadar da tepki göstereceğini asla düşünmezdim."
Yani,
"Beni yanlış anladı"
demek istemiyorum. Klişelerden uzak olmak fevkalade güzel bir şey. Ama gelin gelelim ifade edemeyeceğim kadar salak ve içeriği olmayan bir cümle üzerine, kendisinden duyduklarım beni şu an bulunduğum yere soktu ki buranın ortamı hiç iyi değil. (Eşeğin kıçından bahsediyorum).
Buradan bangır bangır bağırıyorum.
"Ben seni asla o tahmin ettiğin şekilde bir yere koymadım. Bir anlığına bile olsa koymadım! Koymayacağımı da çok iyi biliyor olman lazım.... Eğer koyduğumu düşünüyorsan halen, işte ben o zaman yerle bir olurum! "
Sana senin ifadenle son kez söylüyorum... "Bana hakkaten iyi geliyorsun, seninle vakit geçirmeyi seviyorum."
Daha bitti mi sanıyorsunuz?
Asla!
Bir de iş yerindeki abuk sabuk olaylar var ki, inanamazsınız!
Ancak işimle ilgili olarak buradan siz okuyucularıma seslenmek istemiyorum. Zira "herkes" okuyabilir.
Ama şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki,
Tanrı (varsa eğer) tüm canlıları Araplardan korusun...
Amin!
16 Ağustos 2011 Salı
4 Ağustos 2011 Perşembe
Biz HD Kutu Satıcaktık Size? Neyse Özür Dileriz...
Evimde Uydunet internet paketi var. E takdir edersiniz ki, internetsiz bir evde yaşamam pek mümkün değil.
Tamam abartı gibi gelebilir ama benim "hobi olarak" yaptığım işim sürekli bir internet bağlantısı gerektiriyor.
E her şeyi de telefonun o mercimek büyüklüğündeki tuşlarına dokunarak yapamıyorsunuz. Klavyeli geniş ekranlı bir ortam şart.
Hele bir de söz konusu mail ise, şart ki ne şart.
Neyse,
Günlerden bir gün mahallede elektrik kesintisi yaşadık. Mahallecek şanslıyız ki, yarım saat bile dolmadan elektriğimiz geri geldi.
Ancak geri gelmeyen bir şey vardı ki, o da internet...
Modemlerin ne kadar "osuruktan nem kapan" aygıtlar olduğunu bildiğimden, prizine güç koruması zımbırtısı taktım. Hani problem asla modemde olamazdı. (Evet ilerleyen kısımda haklı olduğumu göreceksiniz).
Hemen 444-0-126 aranıp arıza kaydı verilmeliydi ki ivedilikle çözülsün...
Uygun tuşa basıldı.
Müşteri Hizmetlerindeki Bayan (MHB)
MHB : İyi günler nasıl yardımcı olabilirim.
Ben: Merhaba, elektrik kesintisi oldu mahallemizde ve ardından internet de kesildi.
MHB: Elektrikler geldi mi ??
Ben : Evet geldi?
MHB: Kontrol ediyorum.
Ben : Neyi, gelip gelmediğini mi ?
MHB: Hayır, arıza kaydı bırakıp bırakmadığınızı.
Ben : Abone numaramı söyleyeyim o zaman.
MHB: Kayıtlı cep telefonunuzdan aradınız sanırım OyhYeah bey, adınız sistemde görünüyor.
Ben : WAY BE!!! Peki bekliyorum. Arıza kaydı bırakıcaz sanırım.
MHB: Ne yazık ki bırakamayacağız OyhYeah bey, çünkü genel bir çalışma var bölgenizde. Sisteme düşülen nota göre 5 saat içinde giderilecek. Ondan sonra her şey normale dönecektir.
Ben: Aa iyi tamam yapacak bir şey yok, bekleyelim o halde. İyi günler.
MHB: İyi günler.
Farkındaysanız halen daha bir çemkirme, bir azarlama ya da bağırma olduğunu belirtmedim. Gayet naif ve oldukça anlayışlıyım.
Bekleyeceğiz artık bile demişim..
Bekledim de.
6 saat, 14 saat.. Yok...
Dedim uzadı heralde.
Bu esnada hafta sonuna denk geldiğinden eve pek uğrama fırsatım olmadı. Uğradığım zamanlarda da interneti kontrol etme girişiminde bulunmadım her yere aceleyle gittiğimden...
İlk aramamın üzerinden 6 gün geçmişti. Yani 144 saat. Yani benden talep edilenden 28.8 kat daha fazla beklemiştim.
Ben!! Beklemişim! Hem de 6 gün! Elimden geleninin fazlasını bile yapmışım.
Yine aradım müşteri hizmetlerini, yine aynı şeyi söyledi MHB. 6 ila 7 saat içerisinde bölgemdeki çalışma bitecekmiş.
Tamam teşekkür ederim dedim kapattım.
Sonra ne yaptım. Çok zor değil tahmin etmek..
Genel müdürlüğü aradım bu sefer. Dedim
"Tam tamına 7 gündür internetim yok. Bir ayın 4te1'i eder. Arıza kaydı bırakamıyorum, çalışma varmış. Dalga mı geçiyorsunuz, bu gün o modemin lambaları yanacak, internete girilecek... O kadar!"
Cevap: Tamam abi geliyoruz.
Tam yarım saat içinde, 30 dakika dolmadan hatta, adamlar kapımdaydılar.
Abi televizyon yok mu evde?
Yok valla, izlemiyorum.
E kablo TV aboneliğiniz var.
E kablo TV aboneliği almadan internet satmıyorsunuz ki.
Ha doğru.
Ama televizyonsuz ölçüm yapamayız.
Bal gibi yaparsınız. Yapacaksınız, zerre ilgilendirmiyor. Yahu 1 hafta oldu...
He o zaman ölçüm aletini alayım araçtan.
Ya havle!
O apartmanın girişindeki asma kilitle kilitlenmiş, ancak tornavida kullanarak kolaylıkla açabileceğiniz kutunun içindeki zımbırtı voltaj şeysinden bozulmuş. O yani, değiştirdiler bitti... 10 dakikalarını aldı.
"E bir hafta bunun için mi bekledim ben şimdi! Hani çalışma vardı? " dediğimde;
"Abi, o bir hafta önceydi, 5 saat falan sürdü bitti" dedi..
Neyse dedim OyhYeah, sakin, boşver bak internet geldi. Gir bak ne istersen yap...
1 saat sonra telefonum çaldı ve arayan 444'lü bir kurumsal numara.
Açtım.
MBH : Merhaba OyhYeah bey, biz Uydu Net bilmemnesiyiz. Gördüğümüz kadarıyla kablo TV abonesisiniz ve artık analog yayınlar tarihe karışmak üzere. (Salak, kendi sattığı şeyi yeren salak hemde!) Bizim de size özel ve kısa süreli bir teklifimiz olacaktı.
Ben :Eee...
MHB : HD set top box isterseniz ayda sadece bilmemkaç tl ödeyerek size sağlayabiliriz. Bu avantajdan yararlanacağınızı düşünüyorum. Ne dersiniz,
Ben : Şöyle derim;
Öncelikle çok kötü bir zamanda aradınız. Ben internet için almış bulundum kabloTVyi. Ve bir haftadır da internetimi sizin garip müşteri hizmetiniz yüzünden kullanamadım. Bir de şimdi bana bunu mu pazarlamaya çalışıyorsunuz!
MHB: Ama beyfendi..
Ben : İkinci olarak, bunu bir ay önce aradığınızda da bir hafta sürecek demiştiniz. Yemezler...
MHB: Aa şey stok...
Ben: Bir saniye, son olarak şunu söyleyim, evimde televizyon yok. Hediye edecekseniz seve seve set top boxunuzu alırım.
MHB: Benim bunlardan haberim yoktu. Rahatsızlık verdiysem özür dilerim.
Ben : Siz değil hanımefendi, kurum rahatsızlık verdi, yine de kısaca teşekkür ederim, almıyorum.
Sakinim, tatil işe yaradı...
Spor da iyi gidiyor.
Eski ev arkadaşım da geri dönüyor Türkiye'ye.. Ooooh :)
26 Haziran 2011 Pazar
Aspirin ile temizlik.
Çalıştığım yerdeki temizlik elemanları ile muabbetim oldukça iyi.
Kendilerini annemmişler gibi değerlendirmemi istiyorlar. Sen gurbettesin oğlum biz de senin annen sayılırız modundalar.
Çok candan ve hakiki kadınlar.
E tabi tecrübelerinden faydalanmak da lazım. Ustalıklarından da...
Mesela temizlik ile ilgili her türlü sorumu sorabiliyorum kendilerine.
Çok pratikleşti herşey onlara sorular sorup şaşırtan cevaplar almaya başladığımdan bu yana.
Mesela, duşakabini en güzel nasıl temizlerim dediğimde aldığım cevap...
- Aspirinle.
- Nasıl yani ? Bildiğimiz aspirin mi adı ?
- Hee yavrum, heryerde satılıyor.
- Aspirin. Alla alla... İlaç olan mı ?
- Ay evet aaa, nesine şaşırdıysan...
- E nasıl yapıcam.
- Alıcan aspirini sürücen köşelere falan.
- E sonra?
- Beklet biraz, köpürsün kabarsın sonra su tut gider zaten.
- Aaa iyiymiş akşama alayım da yapayım.
Saftirik ben, eczaneye gidip 3 kutu sandoz aspirini alıp duşakabinin köşelerine sürtüp öyle beklettim birkaç dakika. Sonra da su tuttum.
Temizlik elemanının bahsettiği bu olamazdı. Yeterli temizliği sağlayamamıştım.
Ama başından beri bir yanlışlık olduğunu biliyordum.
Ertesi gün anlattığımda kadın nefessiz kaldı gülmekten.
Meğer şundan bahsediyormuş.
Ama benim asıl mesleğim fen ve teknoloji ile ilgili olduğundan şöyle düşündüm:
Şimdi aspirinin (İlaç olan) içerisinde salisilik asit denen bir madde var. Asit sonuçta. Kadın da dediyse bir bildiği vardır. O kadar emin ve kesin konuşuyordu ki.
Aspiriiiin aall... Aspirinle temizleeeee...
Aynı zamanda efervesan (köpüren - gazoz gibi olan) tabletler de fışırdadığından heralde iyi temizler diye düşünmüştüm.
Ver ettim sürdüm her yere aspirin.
Ama ben sordum ilaç olan mı diye. Onlara göre temizlik malzemeleri de ilaç olduğundan onayladı tabi.
Ama tabi sonucu tahmin edebiliyorsunuzdur.
Artık çok sağlıklı bir banyom var.
Köyden Şehre İneli Tam 1 Yıl Oldu
24 Haziran 2010...
Bihterli dizinin son bölümü başlamak üzere. Ev arkadaşı olacağım arkadaşımın evine gitmek üzere taksideyim. Kocaman valizim.
Tam "Hello Adana, ne var ne yok orda" modu yani.
Tamam abarttık azıcık. Neyse,
Dizinin müdavimi olan arkadaşımın evine girdim ve öylece dizinin sonuna kadar izledik. Bihterin "nihayet" ölmesiyle birlikte hoşgeldin beş gittin işte burası odan vs vs...
10 Temmuzda bir arkadaşının doğum gününe gitmiştik, karaoke partisi vardı. Eğlendik şarkılar söyledik falan... Ev arkadaşımın sesi oldukça güzeldi ve kendisi müzik konusunda bol bilgili bir insan. Şarkılar söylenirken "sosyal ağlardan birinden" tanışmak üzere olduğum kişi ile mesajlaşmam sürdü uzadı gülüşüldü mesajlarla. Ertesi gün yemek yemek üzere sözleştik. O pişirecekti.
Daha gözü açılmamış bir serçeydim İstanbuld'da (yersen).
Bu arada artık işe başlamıştım ve her gün 4 saatimi yollarda otobüslerde geçiriyordum ve bu beni içten içe yiyordu. Ama bazı akşamlar da yemekli arkadaşımda kalıyordum ki çok eğleniyorduk. Detaya girmiycem.
Gel zaman git zaman 1 sene olmuş bak :) Dün gibi aklımda eve girdiğimde kedinin bana tıslaması, arkadaşımın "Bihter ölünce" iki eli ile ağzını kapatıp ağlaması....
Tecrübelerimi paylaşayım ki çoğalsın...
1- Deveye diken insana *iken. Acı ama gerçek. Tüm ilişkileri gözlemlediğimde net bir şekilde anlıyorum.
2-Çok fazla mütevazi olmamakta fayda var, insanlar hadlerini kaybetmekte çok başarılılar ve bu konuda bir "foton"a bile parmak ısırtabilecek derecede hızlılar. Dahası birbirleriyle amansız bir yarış içindeler.
3-Çamur at izi kalsın artık yetersiz bir söylem. Üzerine sıç kokusu kalsın daha güçlü ve daha kullanılası bence.
4- En çok dedikoduyu kesinlikle erkekler ve erkeksiler yapıyor.
5- Bir insanın seninle ilgili bilgi edinmesi veya seni "tanıması" için seninle tanışması gerekmiyor. O veya bu seni zaten anlatıyor.
5- "Fark ettirmeden kendinden soğuttunu" düşünen insanlar var. Gayet farkediliyor canım, o kadarını yemiyoruz.
6- "İki kere 5 yazmış salak" gibi "cin göz" olmayı maharet sayanlar var. Gerçekten. Belki sen bile...
7- Büyük konuşmamak gerek. Asla kelimesini de hiç kullanmamalı. (Asla asla demem mevzusu yani.)
8- İdealizm bir yere kadar. Çalıştığın işten mutlu değilsen değiştir. Kovulana kadar bekleme. Alternatiflerini değerlendir.
9- Kesin yaparım diyene inanma, kesin yapmaz.
10- "Canımsın yaa" diyenden kaç. Arkana bile bakma..
11- Moda diye saçma salak kıyafet giyip de "atlet üzeri ceketi" yutturmaya çalışanlar var.
12- Kibir bir canavar gibi beklemiyor pusuda, artık harekete geçmiş saldırgan...
13- Had ne kadar çabuk kaybediliyorsa şer de o kadar çabuk geliyor, Eklemeliydim..
14- Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer muhabbeti biraz gerçek galiba. Halen canım sıkılıyor.
15- Seninle güzel vakit geçiriyorum, görüşelim derlerse de inanma. Hep son anda işleri çıkar.
16- Eğlenceli insan ol ama insanların eğlencesi olma.
17- Biraz bencil olmayı becer, beceremiyorsan şikayet etme. Daha fazla çaba göster. SONUÇ OLARAK BENCİL OL!
18- Çok yoğun çalışıyor olmanızdan dolayı arkadaşlarınızın düzenlediği sosyal etkinliklere katılamıyor olabilirsiniz. Bu durumda etkinliği düzenleyen arkadaşınız "sen çalış afganlı işçiler gibi" diyor, katılamamış olmanın verdiği mutsuzluğunuzu pekiştiriyorsa sadece siktir edin kendisini.
19 -"Stylish" olmak için tunik giyemem. Kot pantolonun adı da kot pantolon... Jean demem!
20- Beğendiğiniz kişinin arkadaşı tarafından "Onu istiyorsan COOL olmalısın" denilebilir. Kimse için "mış" gibi olamıyorum onu anladım...
21- Cool değilim...
22- Yapay zeka, doğal aptallık üzerinde bir etki gösteremiyor.
23- Çok kullanılan yerli olmayan bir portal Türkçe'ye çevirildiği zaman inanılmaz şekilde bir kitlesel değişim söz konusu oluyor. Akıl sır ermez bir durum.
24- Demet Akalın gerçekten var.
25- Bırı canını sıktıgında somurtman ıcın 42 kas calısması gerekıyormus.elını kaldırıp bır tane yapıstırdıgında 4 kas yetıyo..bunu bıl yeter....
26- İkizler burcu insanlarına karşı nedense feci bir töleransım var. Ve yine ne hikmetse hep de karşıma onlar çıkıyor.. Sizi anlıyorum ikizlerler...
27-Söz vermek göt vermeye benzemez kelimesi de artık yetersiz. Zira ikincisini artık herkes ulu orta veriyor. Bir anlamı yok yani.
28- Sinan Akçıl'a 'şarkı söyle' diyenle, Ajdar'a 'hiperstar' diyen aynıdır benim gözümde .
29- Güneş'in altında, içi boş bozuk CD bile parlıyor. Aldanmayın insanların dış görünüşüne...
30- "Ben senin saf halini seviyordum." diyorsa da iyice bi düşüb. Türkçe meali : "oh ne güzel oynatıyordum seni parmağımda, artık yemiyorsun" olabilir. Emin olana kadar gözlem yap.
Hayatımın en güzel yazı idi :D
Ama bombok bitti.
Bu yaz çok çılgın planlarım var, yapabilirsem ne mutlu bana.
24 Haziran 2011 Cuma
Hocam, Merhaba...
Hocam merhaba...
Uzun zamandır sizden çekindiğimden dolayı sizinle irtibata geçmiyordum ancak az önce fark ettim ki, sizden değil, düşüncelerimle yüzleşmekten çekiniyormuşum. Dolayısıyla, benden yana bir beklentinizin olduğunu (en azından önceden vardı biliyorum) bildiğimden ötürü böyle bir posta atma gereğini hissettim.
9 ay öncesine kadar öğretmenlik yaparak ve özel ders vererek ancak borçlarımı kapatabilecek kadar para kazanıyordum. Sizinle de sürekli bu konu hakkında konuşuyorduk. Hatta azmine hayranım derdiniz hep. Onca saat dershaneden sonra gece yarısı saat 22:00 sularına kadar ders anlattığımı duyduğunuzda oldukça şaşırmıştınız. Açıkçası çocuklarla birlikte zaman geçirmekten ve onların bana olan minnettarlığını görmekten oldukça keyif alıyordum.
Hatta şimdi yine öğretmenlik yapsam yine alırım.
3 yıllık öğretmenlik hayatımda, kâh bedava çalıştım, kâh yol parasına... Kısacası sırf taşın altına elimi sokmak adına, didindim durdum. Hatta beni yüksek lisansa kabul ederken de şu konuşma geçmişti:
Şimdi İstanbul'dayım. Hatta ben buraya gelirken de oldukça sevinmiştiniz. Eğitimle ilgili bir projede anahtar bir rol oynamaktaydım.
Ama görünüşe bakılırsa anahtarın işi kilit açılana kadarmış. Onca eziyetle ve ailemden utana sıkıla aldığım destekle bir şekilde burada yaşamaya ve "eğitim projesiyle ilgilenmeye" devam ettim ve proje sona yaklaşınca benim de sonum yaklaşmış oldu ve o işi bırakmak zorunda kaldım.
Aslında çok daha farklı bir durum var da, anlatmayayım keyfiniz iyice kaçmasın.
Uzun etmeyeyim de şunu söyleyeyim...
İyi ki araştırma görevlisi olmamışım...
Ve iyi ki yüksek lisans yapmışım. Her ne kadar önümüzdeki ayın 11'ine yetiştirmeyecek de olsam, bence benim öz gelişimim için daha faydalı bir şey olamazdı diye düşünüyorum.
Peki ne zaman anladım bunu sizce?
Tez yazarken ve o araştırma görevliliği sınavına girdiğimde...
Öncelikle başladığım bir şeyi yarım bırakmayı sevmem hatta inatla tamamlamak isterim. Bu seferki tam tersine. Açıkçası tamamlamak istemiyorum. Çünkü, evet çok güzel bir simülasyon yazdım. Evet, devamı gelecek diye umut ediyordum ve hatta getirdim de, biliyorsunuz. Evet, uluslar arası kongrelerde sunum"lar" da yaptım. Ve evet bilgiye çok kısa zamanda istediğim yerden ulaşabiliyorum...
AMAA....
Hocam, eğitim bir sektör oldu ve artık bu sektör para kazandırmıyor ne yazık ki. Bırakın para kazandırmayı, kenara koymayı, ay sonundan korkuyor insan. Ne öğretmenlik yapmak istiyorum, ne de eğitim sektörünün herhangi bir yerinde olmak.
Ne ülkeyi kurtarmak ne de artık taşın altına elimi sokmak...
Ego tatmini ne yazık ki karın doyurmuyor.
Neyse, tüm bunlar bir yana, sanırım akademisyenlik bana göre değil. Bana karanlık ve kasvetli geliyor.
Dolayısıyla bana kattığınız ve kazandırdığınız her şey için size minnettarım.
İstanbul'a yolunuz düşerse lütfen bekliyorum, sizi misafir edip güzel bir yemeğe bekliyorum.
Uzun zamandır sizden çekindiğimden dolayı sizinle irtibata geçmiyordum ancak az önce fark ettim ki, sizden değil, düşüncelerimle yüzleşmekten çekiniyormuşum. Dolayısıyla, benden yana bir beklentinizin olduğunu (en azından önceden vardı biliyorum) bildiğimden ötürü böyle bir posta atma gereğini hissettim.
9 ay öncesine kadar öğretmenlik yaparak ve özel ders vererek ancak borçlarımı kapatabilecek kadar para kazanıyordum. Sizinle de sürekli bu konu hakkında konuşuyorduk. Hatta azmine hayranım derdiniz hep. Onca saat dershaneden sonra gece yarısı saat 22:00 sularına kadar ders anlattığımı duyduğunuzda oldukça şaşırmıştınız. Açıkçası çocuklarla birlikte zaman geçirmekten ve onların bana olan minnettarlığını görmekten oldukça keyif alıyordum.
Hatta şimdi yine öğretmenlik yapsam yine alırım.
3 yıllık öğretmenlik hayatımda, kâh bedava çalıştım, kâh yol parasına... Kısacası sırf taşın altına elimi sokmak adına, didindim durdum. Hatta beni yüksek lisansa kabul ederken de şu konuşma geçmişti:
- Neden bu alanda yüksek lisans yapmak istiyorsun?-Hocam, herkes şikayet eder, farklı olanlar bir şeyler yapmaya başlarlar. Ben bu konuda farklı olduğumu düşünüyorum ve taşın altına elimi sokmaya hazırım.Gözünüz dolmuştu söylediğinize göre. Ben tam hatırlayamıyorum gözlerinizin doluluk oranını çünkü epey heyecanlıydım o sıra. Neyse...
Şimdi İstanbul'dayım. Hatta ben buraya gelirken de oldukça sevinmiştiniz. Eğitimle ilgili bir projede anahtar bir rol oynamaktaydım.
Ama görünüşe bakılırsa anahtarın işi kilit açılana kadarmış. Onca eziyetle ve ailemden utana sıkıla aldığım destekle bir şekilde burada yaşamaya ve "eğitim projesiyle ilgilenmeye" devam ettim ve proje sona yaklaşınca benim de sonum yaklaşmış oldu ve o işi bırakmak zorunda kaldım.
Aslında çok daha farklı bir durum var da, anlatmayayım keyfiniz iyice kaçmasın.
Uzun etmeyeyim de şunu söyleyeyim...
İyi ki araştırma görevlisi olmamışım...
Ve iyi ki yüksek lisans yapmışım. Her ne kadar önümüzdeki ayın 11'ine yetiştirmeyecek de olsam, bence benim öz gelişimim için daha faydalı bir şey olamazdı diye düşünüyorum.
Peki ne zaman anladım bunu sizce?
Tez yazarken ve o araştırma görevliliği sınavına girdiğimde...
Öncelikle başladığım bir şeyi yarım bırakmayı sevmem hatta inatla tamamlamak isterim. Bu seferki tam tersine. Açıkçası tamamlamak istemiyorum. Çünkü, evet çok güzel bir simülasyon yazdım. Evet, devamı gelecek diye umut ediyordum ve hatta getirdim de, biliyorsunuz. Evet, uluslar arası kongrelerde sunum"lar" da yaptım. Ve evet bilgiye çok kısa zamanda istediğim yerden ulaşabiliyorum...
AMAA....
Hocam, eğitim bir sektör oldu ve artık bu sektör para kazandırmıyor ne yazık ki. Bırakın para kazandırmayı, kenara koymayı, ay sonundan korkuyor insan. Ne öğretmenlik yapmak istiyorum, ne de eğitim sektörünün herhangi bir yerinde olmak.
Ne ülkeyi kurtarmak ne de artık taşın altına elimi sokmak...
Ego tatmini ne yazık ki karın doyurmuyor.
Neyse, tüm bunlar bir yana, sanırım akademisyenlik bana göre değil. Bana karanlık ve kasvetli geliyor.
Dolayısıyla bana kattığınız ve kazandırdığınız her şey için size minnettarım.
İstanbul'a yolunuz düşerse lütfen bekliyorum, sizi misafir edip güzel bir yemeğe bekliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Fotolar
Camera is a responsive/adaptive slideshow. Try to resize the browser window
It uses a light version of jQuery mobile, navigate the slides by swiping with your fingers
It's completely free (even though a donation is appreciated)
Camera slideshow provides many options to customize your project as more as possible
It supports captions, HTML elements and videos.